İlişkilerde sıklıkla “sevginin bir göstergesi” olarak pazarlanan kıskançlık, esasen derin bir duygusal güvensizliğin ve özgüven eksikliğinin dışa vurumudur.
Hem bu duyguyu yaşayan hem de ona maruz kalan taraf için yıpratıcı bir sürece dönüşen bu durum, doğru yönetilmediğinde sağlıklı bağları koparma noktasına getirebilir.
Fransız Psikoterapist Anne Clotilde Ziégler, kıskançlığın altında yatan nedenleri ve kişisel sınırlardan ödün vermeden bu krizi yatıştırmanın yollarını anlattı.
Kıskançlığın öfke, üzüntü, korku ve hayal kırıklığının karmaşık bir birleşimi olduğunu belirten Ziégler, “Kıskanç bireyler, hayatlarındaki önemli bir kişinin sevgisini veya ilgisini gerçek ya da hayali bir rakibe kaptırmaktan korkarlar. Bu tehdit hissi, başkasının sahip olduğuna göz dikme eylemi olan ‘haset’ ile karıştırılmamalıdır” ifadelerini kullanıyor.
Kıskançlığı tetikleyen 3 temel senaryo
Uzmanlara göre bir kişide aşırı kıskançlık krizlerini tetikleyen 3 ana psikolojik kaynak bulunuyor:
Kaygılı kişilik yapısına sahip bireyler, karşı taraftaki en ufak bir duygusal uzaklaşma veya dalgalanma belirtisinde alarm durumuna geçerler.
Kendilerini toplumsal normlara veya baştan çıkarma standartlarına göre yetersiz gören kişiler, kendilerini “rakiplerinden” daha az çekici, daha az zeki veya başarısız hissederek şüpheye düşerler.
Çocuklukta ebeveynlerin ilgisizliği, sadakatsiz bir baba figürü veya geçmiş ilişkilerde yaşanan ağır aldatılma deneyimleri, mevcut ilişkiye güvensizlik olarak yansır.
Her 2 taraf için de yıkıcı bir süreç
Kıskançlık krizleri sadece bu duyguyu yaşayan kişiyi değil, ilişkiyi de felce uğratır. Şüphe ve senaryolarla boğuşan kıskanç taraf; huzursuzluk, uykusuzluk ve çarpıntı gibi fizyolojik sorunlar yaşarken; partnerini sürekli kontrol etme ve sorgulama eğilimine girer.
Sürekli suçlanan ve kontrol altında tutulan kurban taraf ise zamanla özgürlüğünün kısıtlandığını hisseder. Yanlış anlaşılmaktan ve kriz çıkmasından yorulan eşler, bir süre sonra öz sansüre başvurarak duygu ve düşüncelerini saklamaya, hatta ortamdan kaçmaya başlar.
Kıskanç bir partnerle karşı karşıyayken ne yapılmalı?
Psikoterapist Ziégler’e göre, asılsız suçlamalara maruz kalındığında ilk yapılması gereken şey durumu netleştirmektir. Psikolog Claude Steiner tarafından geliştirilen “Gerçeğin Bir Zerresi” tekniğini öneren uzmanlar, kriz anında izlenmesi gereken adımları şöyle sıralıyor:
Örneğin, bir davette başkasıyla uzun süre konuştuğunuz için suçlandığınızda; durumun doğru kısmını kabul edin (“Evet, haklısın, o kişiyle uzun süre konuştum”), ancak partnerinizin felaket senaryosunu düzeltin (“Ama ona karşı bir ilgim yok, sadece eski ortak arkadaşlardan bahsettik”).
Suçlu hissettirmeden ve kendi sınırlarınızdan ödün vermeden, partnerinizin altındaki “terk edilme ve yetersizlik” hissini dindirecek şekilde güven tazeleyin.
Kıskançlık mı, zorlayıcı kontrol mü?
İlişkideki krizlerin sıklaştığı ve şüphelerin takıntıya dönüştüğü durumlarda bireysel veya çift terapisine başvurulması gerektiği vurgulanıyor. Ancak uzmanlar, kıskançlık kılıfı altına saklanan narsistik sapkınlıklara ve paranoyaya karşı uyarıyor.
Şantaj, manipülasyon veya fiziksel/psikolojik şiddet barındıran durumların artık bir kıskançlık değil, “psikolojik bir bozukluk ve yırtıcı kontrol” olduğunu belirten Ziégler; böyle durumlarda ilişkinin tamir edilmeye çalışılması yerine kişinin kendisini korumak adına uzmanlardan ve yakın çevresinden profesyonel yardım alması gerektiğini belirtiyor.

